I. SÖZLEŞME NEDİR ?

 

Sözleşme, iki ya da daha fazla kişi arasında yapılan ve koşullarına uyulması yasayla desteklenmiş olan antlaşmalara denir.

Tarafların birbirine uygun irade açıklamalarıyla yapılan bir hukuki işlem olan sözleşmenin genel olarak belirli bir biçimde yapılması zorunlu değildir. Ama bazı tür sözleşmelerin belirli biçimde yapılması yasalarda öngörülmüştür. Örneğin, taşınmaz malların satış sözleşmesinin resmi biçimde yapılması zorunludur. Sözleşmenin yazılı biçimde yapılması anlaşmazlık durumunda kanıtlamayı kolaylaştırmak için de yararlıdır.

MUVAZAA NEDİR :

Tarafların üçüncü şahıslar aldatmak maksadıyla fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarındaki hüküm ve sonuç meydana getirmeyen bir görünüş yaratarak yaptıkları işleme muvazaa denilir.

Sözleşme, taraflardan birinin yaptığı bir önerinin karşı taraf ya da öteki taraflarca benimsenmesiyle oluşur. Bir sözleşmede tarafların karşılıklı çıkarları bulunur. Örneğin herhangi bir malı satın alırken yapılan iş sözlü bir sözleşmedir. Alıcı mala karşılık bir fiyat önerir ve satıcı bu öneriyi kabul ederse parayı alıp malı teslim eder. Bu durumda sözleşme yapılmış ve sözleşme koşulları yerine getirilmiştir.

Bir sözleşmenin geçerli olması için tarafların sözleşmeyi özgür iradeleriyle ve bilinçli olarak yapmış olmaları gereklidir. Taraflardan birinin zorlanması, korkutulması ya da aldatılması yoluyla yapılan sözleşmeler geçersizdir. Yasalara göre ergin sayılmayanlar, akıl hastaları, çocuklar sözleşme yapamaz. Konusu yasalara ya da ahlaka aykırı sözleşmeler yapılamaz.

Sözleşmenin taraflarından biri sözleşmede belirtmiş olan yükümlülüklerini yerine getirmezse karşı taraf mahkemeye başvurabilir. Mahkeme haksız tarafı yükümlülüğünü yerine getirmeye zorlar ya da sözleşmeye uyulmasından doğan zararın ödenmesine karar verir. Tazminat denen bu ödemeye karar verilmesi için zarar gören taraf zararını kanıtlar.

Hak Ehliyeti

Sağ doğmak koşulu ile ana rahmine düştüğü andan ölüme kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme, mülk edinme vb.) yararlanma yeteneğidir. Kişilerin hak ve borçlara sahip olabilme yeterliliğidir. Tanınan bir hak değil, hak sahibi olabilme şartıdır. Gerçek kişilerde doğum, tüzel kişilerde kanuna uygun şekilde kurulmak ile kazanılır.

Fiil Ehliyeti

Kişilerin kendi fiil ve işlemleri ile hukuki sonuç meydana getirmesidir. İşlemin sonucunun şahsa isnat edilebilmesini ifade eder.

 

Fiil Ehliyetinin Şartları

Mümeyyiz olmak: kişinin yapmış olduğu davranışların neden ve sonuçlarını anlama ve bu yönde hareket etme yeteneğidir. Yaş küçüklüğü, Akıl hastalığı ve zayıflığı, Sarhoşluk gibi hallerde ortadan kalkar.

Reşit olmak: Bireyin 18 yaşın tamamlanmasıdır.Evlenme ve Mahkeme kararı (Kazai rüşt) ile 18 yaş altında istisnai biçimde reşit olunabilir.

Kısıtlı (Mahcur) olmamak: Fiil ehliyetinin mahkeme kararıyla sınırlanmasıdır. akıl hastalığı veya zayıflığı, ayyaşlık, kötü hayat sürme,1 yıldan uzun süreyle hapis cezasına tabi olma, yaşlılık veya sakatlık gibi hallerde mahkemece kararlaştırılır.

Fiil Ehliyetine Göre Kişiler[değiştir | kaynağı değiştir]

Tam ehliyetliler: Fiil ehliyetinin tüm koşullarına sahip kimselerdir. Ayırt etme gücü olan, ergin olan ve kısıtlı olmayan bütün gerçek kişilerdir.

Tam ehliyetsizler:Fiil ehliyeti hiç olmayan kişilerdir. Ayırt etme gücünden yoksundur.

Sınırlı ehliyetliler: Tam ehliyetli olduğu halde birtakım sebeplerden ehliyeti sınırlanmış kişilerdir. Yasal danışman atanmış kişiler bu gruptadır.

Sınırlı ehliyetsizler:Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar bu gruba girer. Ergin olmayanlar yasal temsilcilerinin rızası olmadan borç altına giremezler

 

I. SÖZLEŞMENİN GEÇERLİLİK ŞARTLARI

1- EHLİYET

Sözleşmenin geçerli olabilmesi için tarafların o sözleşmeyi yapmaya ehil olmaları gerekir.
Hukuki işlem ehliyetinin temel şartı, irade beyanında bulunanın mutlaka “ayırt etme gücüne”
sahip olmasıdır. Bu olmadan yapılan sözleşmeler kesin hükümsüzdür. Ayırt etme gücü
olmadan sözleşme yapan kişi, eğer bu gücü olsaydı bile bunu yapacak idiyse, bu sözleşmenin
geçersizliğini iddia edemez. Bunu yapması dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder.

2- SÖZLEŞMENİN KONUSUNUN EMREDİCİ HÜKÜMLERE, AHLAKA, 
KİŞİLİK HAKLARINA VE KAMU DÜZENİNE AYKIRI OLMAMALI (TBK. m. 27)

TBK m. 27 hükmü, sözleşmenin konusunun kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kişilik
haklarına ve kamu düzenine aykırı olmamasını düzenliyor. Ama sözleşmenin amacı gibi
sözleşmenin konusu dışında kalan hususların da bunlara aykırı olmaması gerekir. Bu hüküm
emredici niteliktedir ve bu emredici kurala aykırı sözleşme, baştan itibaren hükümsüz
olacaktır.

a- Hukuka Aykırı Olmama: Sözleşmenin konusu emredici hükümlere aykırı
olmamalıdır. Burada kastedilen yalnızca Borçlar Kanunu değil, hukukun bütün emredici
kurallarına uyulması zorunluluğudur. Bir hükmün emredici olup olmadığı o hükmün lafzından
veya amacından anlaşılır. Toplumun menfaatini, ahlakını ve fertlerin şahsiyetini koruma
amacını güden hükümler emredici niteliktedir. Ayrıca ekonomik, sosyal veya fiziki yönden
zayıf olanları koruyan hükümler bu koruma amacına giren yönlerden emredicidirler.

b- Kamu Düzenine Aykırı Olmama: Ortada herhangi bir somut emredici hüküm
bulunmasa dahi, yapılan sözleşme kamu düzenini ihlal ediyorsa, kamunun esenliğini ve
rahatlığını bozuyorsa, bu sözleşme geçersiz sayılır. Toplumun menfaatini koruyan hükümlerle
ortaya çıkan hukuki düzenin bütünü kamu düzeni olarak ifade edilebilir.
c- Kişilik Haklarına Aykırı Olmama: Bir sözleşmenin konusu kişilik haklarına aykırı
ise, sözleşme bu sebeple geçersiz sayılır. Bu durum kişi özgürlüğü ile ilgili olabileceği gibi
namus ve şeref gibi kavramlarla da ilgili olabilir.

d- Ahlaka Aykırı Olmama: Burada söz konusu olan ahlak, topluma malolmuş ahlak
kurallarıdır. Bu da orta halli, dürüst bir insanın ahlak duygularıdır. Böyle bir kişinin ahlak
duygularını rencide eden sözleşme ahlaka aykırılık gerekçesiyle geçersiz olur. Konusu dışında
amacı da ahlaka aykırı olan sözleşmeler geçersizdir.

3- SÖZLEŞMENİN KONUSU İMKÂNSIZ OLMAMALI:

Sözleşme yapıldığı sırada sözleşmenin konusunu teşkil eden edim, objektif olarak imkânsız
ise sözleşme geçerli değildir (TBK. m.27). Bu imkânsızlık fiili veya hukuki olabilir. Mesela
(B) sahibi olduğu ressam (X)’e ait tabloyu (A)’ya satmıştır. Fakat sonradan sözleşme yapıldığı
sırada tablonun yanmış olduğu anlaşılmış ise fiili imkânsızlık söz konusudur. Buna mukabil
(B), (A)’ya, sahibi olduğu araziyi parselleyerek 100 m2
‘lik bir parseli satmayı vaad etmişse ve
imar mevzuatına göre o bölgede 200 m2
‘den küçük parsele cevaz bulunmuyorsa, bir hukuki
imkânsızlık söz konusu olur. Başka bir ifadeyle hukuki imkânsızlık, hukuk düzeninin
sözleşmenin konusu borcu ifa etmeyi yasaklamasıdır.

Sözleşmenin geçerliliğine etki yapan imkânsızlığın, sözleşmenin yapıldığı anda objektif
olarak, yani herkes için geçerli olarak imkânsız olması gerekmektedir. Sadece borcu yüklenen
taraf için imkânsızlık söz konusu ise bu sübjektif imkânsızlıktır ve sözleşmenin geçerliliğine
etki etmez. Sözleşme geçerlidir ve borcunu yerine getirmeyen borçlu bundan sorumlu olur.

4- İRADE BEYANLARI SAĞLIKLI OLMALI:

İrade beyanının sıhhatli olmaması, diğer bir ifade ile irade beyanındaki sakatlık ya beyanın
iradeye uymamasından ya da iradenin oluşumundaki bir etkenden ileri gelir.

Arzusuna uymayan bir irade beyanını bir kimse bilerek ve isteyerek yapıyorsa zihni kayıt
veya şaka beyanı söz konusudur. Burada ise, gerçekte düşünülen şeyle, ifade edilen şey
birbirlerinden farklıdır.
Bir kimse arzu etmediği bir beyanı bilerek yapmışsa, mesela bir teklifi reddetmek istemesine
rağmen kabul beyanında bulunmuşsa, zihni kayıt söz konusudur. Yapılan beyan güven teorisi
çerçevesinde sonuç doğurur. Karşı taraf durumu biliyorsa veya bilebilecek bir konumdaysa
sözleşme kurulmuş olmaz. Aksi halde sözleşme kurulmuş olur ve zihni kayıtla beyanda
bulunan beyan bilerek yaptığı için yanılma hükümlerine de dayanamaz.

Bir kimse herhangi bir şekilde hukuki sonuç doğmasını istemediği halde karşı tarafın ciddiye
almayacağı düşüncesiyle bir icap veya kabul beyanında bulunursa latife beyanı söz konusu
olur. Bu beyanda güven teorisi çerçevesinde değerlendirilecektir. Karşı taraf, beyanı ciddi
olmadığını anlamışsa veya hal ve şartlara göre anlaması gerekiyorsa hukuki sonuç meydana
gelmez. Fakat karşı taraf güven teorisine göre beyanı ciddi saymakta haklı ise latife beyan
ciddi bir irade beyanının hukuki sonuçlarını doğurur. Bu tsözleşmeyirde latife beyanında
bulunan kimse ancak yanılma hükümlerinden yararlanarak sözleşmeyi iptal edebilir.

Kişiyi irade beyanı vermeye yönelten iradenin oluşumunda da sakatlık olabilir. Gerçeğe aykırı
bir iradenin oluşması halinde beyan sağlıklı olmaz. Buna örnek olarak yanılma, aldatma ve
korkutma verilebilir (TBK m. 30 vd.)
a . Y anılma :
Yanılma, ya irade beyanının istenmeyerek arzuya uygun olmaması veya arzunun (iradenin)
oluşmasına etken olan bir hususta düşüncenin gerçek duruma uygun olmamasıdır. Birinci
halde beyan yanılması, ikinci halde ise arzunun (iradenin) oluşmasına yol açan saikte yanılma
söz konusu olur.

aa- Saikte Yanılma: Saik yanılması iradenin oluşumundaki yanılmadır. Kanun TBK
m. 32’de, her türlü saik yanılmasını değil, sadece “temel yanılması” denilen, esaslı olarak
yanılmaya düşülmesi halinde yanılmaya düşeni korumaktadır. Bir yanılmanın temel yanılması
teşkil etmesi için bulunması gereken şartlar şunlardır:
-Bir taraf sözleşme yapma arzusunun oluşmasına etki yapan bir hususta yanılmış olmalıdır.
-Yanılmaya düşülen husus yanılmaya düşen bakımından sözleşmeyi yapması için bir onsuz
sözleşmeyi yapamayacağı bir unsura ilişkin olmalıdır.
-İş hayatındaki dürüstlük kuralları, kişinin yanıldığı hususun, sözleşmenin geçerliliğini
etkilemesini haklı göstermelidir.)

Bir taraf diğer tarafın yanılgıya düştüğünü biliyorsa burada yanılmadan bahsedilemez. Burada
iradelerin uygun olup olmamaları açısından sözleşmenin kurulup kurulmadığı sorusu
gündeme gelir.

bb- Beyan Yanılması: Bir kimsenin bir sözleşmeyi yapmak hususunda iradesini beyan
ederken farkında olmadan iradesinden farklı bir beyanda bulunması halinde beyan yanılması
söz konusu olur. Türk Borçlar Kanununun 31. maddesinde esaslı sayılan beyan yanılmaları
şunlardır:

* Sözleşmenin Niteliğinde Yanılma: Yanıldığını iddia eden tarafın bir sözleşme
hakkında rızasını beyan ederken, başka bir sözleşme kastetmiş olması bir esaslı beyan
yanılmasıdır. Başka bir ifadeyle sözleşmenin türünde yanılmaya düşülmesidir. Kişinin kefalet
sözleşmesi yapacağım zannederek, borcu üstlenme sözleşmesi yapması gibi.

* Sözleşmenin Konusunda (Şeyde) Yanılma: Yanıldığını iddia eden taraf
sözleşmenin konusunu teşkil eden şeyden başka bir şeyi kastederek beyanda bulunmuş ise
esaslı bir beyan yanılması söz konusu olur. Mesela bir kimse bir katalogdan 135 numaralı
malı ısmarlamak istemiş fakat 153 numaralı malı işaretlemişse, sözleşme 153 numaralı mal
üzerinde kurulmuş olur ancak o kimse beyan yanılmasını ileri sürebilir.

* Şahısta Yanılma: Sözleşmenin yapılmak istendiği kişinin şahsında yanılmaya
düşülmesidir. (A)’nın (B)’ye yapmak istediği icabı (Ü)’ye göndermesi ve (Ü)’nün kabulü ile
sözleşmenin kurulması halinde (A) beyan yanılmasına dayanabilir.

* İlgili Şahısta Yanılma: Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir
kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa gündeme gelir.
Örneğin, çocuk bakıcısı evdeki sağlıklı çocuğa bakmak için sözleşme yaptığını zannederken
yanılarak zihinsel özürlü çocuğa bakmak üzere sözleşme akdetmesi.

* Sözleşmenin Miktarında Yanılma: Yanılan tarafın yüklendiği edimin kastettiği
edimden önemli şekilde çok ya da az olması halinde mevcut olan yanılmadır. Adi hesap
yanılmalarında, sözleşme yanılmaya dayanılarak iptal edilemez. Yani sözleşmenin metninde
görülebilir ve hesaplanabilir bir yanılma varsa ve bu durum yanılma hükümlerine gitmeden
düzeltilebiliyorsa bu yapılır.

cc. Yanılmanın Sözleşmeye Etkisi: TBK m. 30’a göre, esaslı bir yanılmaya düşen
taraf sözleşme ile bağlanmaz. Yanılan taraf, yanıldığını öğrenmesinden itibaren 1 yıl içinde
sözleşmeyi hükümsüz kılmak üzere iptal beyanında bulunmazsa, sözleşme geçerli hale gelir.
Bu sebeple esaslı yanılma halinde hukuki işlemin akıbeti “düzelebilir hükümsüzlük”tür.
Yanılan tarafın, yanıldığını öğrenmesinden itibaren 1 yıl içinde sözleşmeyi iptal etmezse, bu
durum kişinin o sözleşmeye onay verdiği anlamına gelir ve sözleşme baştan itibaren geçerli
olur.

dd. İptal Yüzünden Karşı Tarafın Uğradığı Zararın Tazmini:

TBK m. 35’e göre, yanılma sebebiyle sözleşmeyi iptal eden taraf, eğer yanılma kendi
kusurundan ileri gelmişse sözleşmenin hükümsüzlüğü yüzünden karşı tarafın uğradığı zararı
tazmine mecburdur. Tazmin edilecek zarar, kural olarak geçerli olduğuna inanılan
sözleşmenin belirli bir sebepten dolayı hüküm ifade etmemesi üzerine uğranılan zarardır
(olumsuz zarar).

b. Aldatma

Bir kimsenin, işlem yaptığı tarafın veya 3. kişinin aktif ya da pasif bir davranışıyla yanılgıya
düşürülerek sözleşmeyi yapmasıdır. Bu bakımdan aldatma, kasten bir kişinin saik yanılmasına
düşürülmesi olarak da nitelendirilebilir. Aldatma, karşı tarafın aldatması veya 3. kişinin
aldatması şeklinde iki ayrı biçimde düzenlenmiştir.

aa. Karşı Tarafın Aldatması: Bunun gerçekleşmesi için bazı şartların bulunması
gerekir. Bu şartlar şunlardır:

-Bir taraf sözleşme yapma hususunda karşı tarafın davranışı ile yanılmaya düşürülmüş
olmalıdır. Düşülen yanılmanın esaslı olması şart değildir. Aldatmaya uğrayan kişide bunun
sonucunda basit bir saik yanılması bile oluşursa yine sözleşmeyle bağlı olmaz.

-Aldatma teşkil eden davranış aktif ya da pasif bir davranışla meydana gelebilir. Yalan
söylemek, bir şeyi inkar etmek ya da yanlış bir şeyi göstermek aktif bir davranışla aldatma
yapmaktır. Kişi dürüstlük kuralı uyarınca diğer tarafa açıklaması gereken bir hususu

açıklamayıp susarsa, aldatma pasif davranışla yapılmış olur. Kanundan veya sözleşmeden
kaynaklanan açıklama yükümlülüğü varken susulması da pasif davranışla aldatma teşkil eder.

– Karşı tarafın yanılmaya düşürülmesi kasten yapılmalı, yani aldatma kastı olmalıdır. Kişi,
kendi davranışının diğer tarafı yanılmaya düşüreceğini biliyorsa ve bunu istiyorsa, kastın
varlığı kabul edilmelidir. Kişinin kendi davranışının aldatma teşkil ettiğini bilmesi gerekir.

– Aldatma sözleşmenin yapılmasına sebep olmalıdır, yani aldatma ile sözleşme arasında,
illiyet bağı bulunmalıdır. Taraflardan biri, aldatma yüzünden düştüğü yanılma olmasaydı,
sözleşmeyi hiç yapmayacak idiyse, bu unsur gerçekleşmiş olur.

bb. Üçüncü Kişinin Aldatması: Aldatmayı 3. şahıs yapmışsa, bu aldatmanın
sözleşmenin geçerliliğini etkilemesi için sözleşmenin tarafının bu aldatmayı bilmesi veya
bilmesinin gerekli olması şartı aranır.

cc. Aldatmanın Sözleşmeye Etkisi: Aldatmaya maruz kalan taraf o sözleşmeyle bağlı
olmaz (m.28). Bu bağlı olmama bir süreyle sınırlıdır. Aldatmaya maruz kalan taraf aldatmayı
öğrenmesinden itibaren 1 yıl içinde sözleşmeyi iptal edebilir. Bu sürede iptal hakkı
kullanılmazsa sözleşme başlangıçtan itibaren geçerli hale gelir.

dd. Aldatma Yüzünden Uğranılan Zararın Tazmini: Aldatmayı yapan taraf veya 3.
şahıs, sözleşme ister aldatma sebebiyle iptal edilmiş olsun, ister iptal edilmiş olmasın
aldatmaya maruz kalanın bu yüzden uğradığı zararı tazmine mecburdur. Sözleşmeye onay
vermiş olma tazminat istemekten feragat anlamına gelmez (TBK m. 39/2). Aldatmayı yapanın
kendi aldatmasından sorumluluğu culpa in contrahendo, 3. şahsın aldatması ise haksız fiil
esaslarına tabi olur.

c. Korkutma

Üçüncü kişinin veya karşı tarafın korkutlasıyla, beyan edilmek istenmeyen iradenin
açıklanarak bir sözleşme yapılması halinde bu sözleşme korkutma nedeniyle sakattır.
Aldatmadan farklı olarak 3. kişinin yaptığı tehdidi bundan yararlanan taraf bilmese ve hatta
bilmesi gerekmese bile işlemin hükümsüzlüğü ileri sürülebilecektir.

  1.  Şartları

* İrade, korkutma sonucu sakatlanmalıdır. Herhangi bir korkutma olmasaydı bile irade yine o
yönde oluşacak idiyse, burada korkutma yoktur.
* Ağır, ciddi ve derhal vuku bulacak bir tehdit söz konusu olmalıdır. Tehdit, etkisinde kalınıp
yapılmayacak sözleşmenin yapılmasını sağlayacak kadar ağır olmalı ve araya başka bir fiil
girmeden vuku bulabilecek kadar yakın olmalıdır. Önemsiz veya ilerde vuku bulacak
tehlikelere ilişkin tehditler korkutma teşkil etmez ve sözleşmenin geçerliliğini etkilemez.
* Tehdidin sözleşmenin tarafına ya da yakınlarına yönelik olması gerekir. Burada yakından
maksat yalnızca akraba değil, sevinci ve kederi paylaşılan kimselerdir.
* Tehdidin hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka uygun bir işlemin yapılacağının belirtilmesi
tehdit sayılmaz.
* Sözleşme, tehdidin yarattığı korku sonucu yapılmış olmalıdır. Bu korku yaratılmasa idi,
tehdide maruz kalan taraf sözleşmeyi hiç yapmayacak idiyse veya sözleşmeyi başka şartlarla
yapacak idiyse illiyet bağı mevcuttur.

bb. Korkutmanın Sözleşmeye Etkisi: Korkutmaya maruz kalan taraf o sözleşmeyle
bağlı olmaz (TBK m. 37). Korkutmaya maruz kalan taraf korkunun ortadan kalkmasından
sonra 1 yıl içinde sözleşmeyi iptal ettirebilir. Bu yapılmazsa sözleşme geçerli hale gelir.

cc. Zararın Tazmini: Korkutmayı işlemin karşı tarafı yapmışsa bu kişiden, 3. şahıs
yapmışsa ondan, korkutmaya maruz kalan korkutma sebebiyle uğradığı zararın tazminini talep
edebilir. Sözleşmeye onay vermiş olma, tazminat istemekten feragat anlamına gelmez.

d. İptal Hakkına İlişkin Esaslar

Yenilik doğuran bir hak olan iptal hakkı, hak sahibi tarafından karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı bir irade beyanıyla kullanılır ve bu beyanın karşı tarafa ulaşması ile sözleşme iptal edilmiş olur.

Sözleşmenin iptali kural olarak geriye etkilidir. İki tarafta ifa edilmemiş edimlerin ifasını talep edemeyecekleri gibi, iptal hakkının kullanılmasından önce ifa edilmiş edimleri de geri isteyebilirler.

Sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerde, iptalin geçmişe etkili olması işin niteliğine uygun
görülmediğinden, genellikle dürüstlük kuralından yararlanılarak burada, hükümsüzlüğün iptal
anına kadar ki edimleri etkilemeyeceği kabul edilmektedir. Bu tür borç ilişkilerinde iptalin
sözleşmeye etkisi ileriye dönük olur ve baştan iptale kadar verilenler geçerli olur.

.

Yorum yazın